Yetişkin

Yetişkin

Yetişkin

 

 

 

Varoluşçu Analiz ve Logoterapi

 


Logoterapi logos ve terapi sözcüklerinin bileşiminden oluşmaktadır. Anlama ilişkin iradenin, zevke veya hazza ilişkin iradeden daha temel olduğunu savunan Frankl; logoterapi ve varoluşsal analizi 1930'larda Freud ve Adler'in görüşlerine tepki olarak geliştirmiştir. Çünkü kişinin en temel kaygısı haz peşinde koşmaktan çok anlamdır.
Yaşam ve bilinç bir aradadır, ayrılmaz bir bütündür. Başka bir ifadeyle, her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlam boşluğuna düşmesi yatmaktadır. Logoterapinin en temel hedefi; yaşam koşulları her ne olursa olsun insanların anlam arama çabalarına yardımcı olmak ve onları anlamlı, sorumlu bir yaşam için gereken güçle donanım sahibi olmasını sağlamaktır. Çünkü insan davranışlarını yönlendiren temel güdü, yaşamda anlam arayışıdır. Frankl'a göre yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık göstermektedir. Önemli olan genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir zaman diliminde insan yaşamının özel anlamıdır. Bu anlam ise, bireyin kendisi tarafından bulunabilir. Ayrıca insan kendi idealleri ve değerleri için yaşar. Gerekirse de kendi idealleri ve değerleri için ölür. Logoterapi, bireyin yaşamının anlam bulmasına odaklanır. İnsanlar uğruna yaşamaya değecek bir amaç ve anlam ararlar. 
Yaşamlarında anlamsızlık duygusu ağır basan bireyler, uğruna yaşamaya değer bir anlam bulamadıklarından, iç dünyalarında varoluşsal boşluk içindedirler. Frankl, varoluşsal boşluğu 20. yüzyılın en yaygın sorunu olarak görmektedir. Varoluşsal boşluk, can sıkıntısı durumunda dışa yansımaktadır. Yani varoluşsal boşluk; can sıkıntısı, durgunluk ve boşluk duygusu olarak yaşanmaktadır. İnsanın anlam arayışı engellendiğinde “varoluşsal engelleme” ortaya çıkmaktadır. Varoluşun engellenmesi ise nevroza neden olur. Altında anlam arayışının engellenmesinin yatmakta olduğu nevrozlar, kişide çatışma yaratır. Ama çatışma her zaman için olumsuz değerlendirilmemelidir, normal ve sağlıklı bir süreçtir. Acı çekmek her zaman için patolojik bir olgu değildir. Frankl'a göre acı, yaşama anlam katan bir durumdur ve eğer acıdan kaçınmak mümkün değil ise, acıyı yaşamın bir parçası olarak görmek, acının içinden geçmek, insanları intihardan kurtarabilir ve direnç kazandırabilir. Acı nevrotik bir semptom olmaktan çok varoluşsal engellenmeden kaynaklanıyorsa, kişiyi insanca bir başarıya da götürebilir. Bir insanın yaşamın yaşamaya değip değmediğine ilişkin kaygısı, hatta umutsuzluğu, varoluşsal bir bunaltıya yol açabilir. Ama kesinlikle bu durum bir ruh hastalığı değildir. 
Terapistin görevi, varoluşsal gelişim ve gelişme krizi boyunca kişiye yol göstermektir. Frankl, insanın yaşamda anlam arayışının içsel bir gerilim yarattığını ve bu içsel gerilimin psikolojik sağlığın ön koşulu olduğunu ileri sürmektedir. Çünkü bir insanın, en ağır şartlarda bile yaşamını sürdürebilmesinin yolu, yaşamına bir anlam katabilmesine bağlıdır. Geleceğe yönelik hedefleri ve yerine getirilmesi gereken hayalleri olanlar, her gecenin bir sabahı vardır mantığıyla, hayatta kalmayı başarabilir ve hayattan haz alabilirler. Aslında, insanın ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, daha çok uğruna çaba göstermeye değen bir hedef ve özgürce seçilen bir amaç için mücadele etmektir.
Anlam, özgürlük, sorumluluk, varoluş, sevgi, acı, geçmişe değil şimdiye ve geleceğe odaklanma logoterapinin temel kavramlarıdır. İnsanı kurtaran ve yaralarını saran tek şey sevgidir. İnsan özgürdür. Bir şeyi kabul ya da reddetme seçimine sahiptir. Logoterapide insan olmak sorumlu olmak demektir. İyilik, doğruluk, doğayı sevmek ve insanı sevmek, yaşama anlam katan önemli değişkenlerdir. Frankl, insan kişiliğini kavramanın tek yolu olarak sevgiyi görmekte ve insanın sevmediği sürece, başka insanlarının özünün farkına varamayacağını ifade etmektedir.
Kişi yaşamın anlamını 3 farklı yoldan bulabilir. Bunlar;

 

—bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak,
—bir insanla etkileşime girerek ya da bir şey yaşayarak ve
—kaçınılmaz olanacı durumuna karşı bir tavır geliştirerek, şeklinde sıralanabilir.
 

Logoterapi, terapi sürecinde problemli bireyin kendi varoluş sorumluluğunun tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır. Çünkü kişi neye karşı, neden ya da kime karşı sorumlu olduğunu, kendisi farkına vararak görmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ

 

Bilişsel Davranışçı Terapi psikoloji ve psikopatoloji (ruhsal rahatsızlıklar) alanındaki bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilmiş, bilimsel ilkelerin    psikoterapi alanına uygulanmasıyla ortaya çıkmış çağdaş bir psikoterapidir. Psikoterapi ruhsal rahatsızlık veya sorunları sözel etkileşim yoluyla (görüşmelerle) çözme tekniğine verilen genel addır. Bilişsel Davranışçı terapi ruhsal rahatsızlıkları açıklarken ve nedenlerini araştırırken psikoloji biliminin verilerine dayanır. Bu rahatsızlıkların çözümünde kullandığı sözel ve davranışsal yöntemler de aynı şekilde bu bilimsel ilkelere ve öğrenme kuramlarına dayalıdır. Ortaya konulan bu tedavi yönteminin etkinliği bilimsel olarak sınanmış ve yüzlerce klinik araştırmayla birçok ruhsal rahatsızlıkta etkili olduğu gösterilmiştir.

 

Dayandığı temel itibarıyla diğer psikoterapilerden farklı olan bilişsel terapinin tedavi uygulamaları süreç ve içerik olarak yapılandırılmıştır. Öncelikle kişinin güncel sorunlarına odaklanır, süre olarak daha sınırlı, ve daha çok sorun çözme hedeflidir. Bilişsel Davranışçı terapi sadece başvuranların güncel sorunlarını çözmez aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanabilecekleri özel bir takım beceriler de öğretir.

Bilişsel Davranışçı terapi kognitif modele dayanır, bunu basitçe ifade etmek istersek, olayları algılama biçimimizin bizim duygusal tepkilerimizi etkilediği gerçeği kognitif terapinin ana çıkış noktasıdır. Yani “olayları olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görürüz”. Örneğin bu yazıyı okurken okuduklarımızı bir değerlendirmeye ve yoruma tabi tutarız. Bu satırları okuyan bir kişinin “çok güzel, tam benim aradığım tedavi türü” diye düşündüğünü varsayalım, bu kişi kendisini mutlu, hevesli hissedecektir. Bir diğer kişinin ise buraya kadar yazılanları okurken aklından “iyi gibi görünüyor, ama ben yapamam, bende işe yaramaz” şeklinde düşünceler geçmişse bu kişi de kendisini karamsar ve isteksiz hissedecektir. Bu satırları okuyan her insan kendine göre bir değerlendirme ve yorumlama yapar, sonuçta ortaya çıkan duygu ve davranış bundan etkilenir. Yani kişinin duygusal tepkisi doğrudan durumdan (örneğin burada yazıyı okuma) değil, durumla ilgili düşüncelerinden etkilenir. İnsanlar gerilim, baskı altında oldukları zaman net ve açık düşünemezler ve düşünceleri bir biçimde çarpıklaşmaya başlar. Bilişsel Davranışçı Terapi kişilerin sıkıntı verici düşüncelerini saptamalarını ve bu düşüncelerin ne kadar gerçekçi olduğunu incelemelerine yardımcı olur. Ardından uygunsuz düşünceleri değiştirmeyi öğrenip içinde bulunulan gerçekliğe uygun düşünülmeye başlandığında kişi kendisini daha iyi hisseder. Sorun çözme ve davranış değişikliği en çok ele alınan konulardır.

 


En önemli ilk adım amaç belirlemektir. Kendi kendinize “Terapinin sonunda nasıl olmayı istiyorum, nelerin değişmesini istiyorum?” diye sorun. Özel olarak işte, evinizde, okulda, ailenizle, arkadaşlarınızla, iş arkadaşlarınızla ve diğer insanlarla olan ilişkilerinizde ne gibi değişiklikler olsun istiyorsunuz; şu anda sizi rahatsız eden ne gibi belirtiler yaşıyorsunuz, bunların hangilerinin azalmasını ya da yok olmasını istiyorsunuz. Yaşamınızın daha iyi geçmesini sağlayacak ne gibi başka alanlar olabilir, kültürel, entellektüel ilgiler, bedensel uğraşıları arttırmak, kötü alışkanlıklarınızı azaltmak, insan ilişkilerinde yeni beceriler edinmek, evdeki ve işyerindeki durumu nasıl daha iyi idare edebileceğinizi öğrenmek gibi konuları zihninizden geçirin. Terapistiniz bu amaçları sizinle birlikte inceleyerek tam olarak saptamanıza ve hangilerinin üzerinde kendi başınıza hangilerinin ise terapide çalışılabileceği konusunda yardımcı olacaktır.

 



Terapi seansınız başlamadan önce terapistiniz size durumunuzla ilgili bazı formlar ve psikolojik ölçekler doldurtur. Bu şekilde durumun nereye gittiğini her seans öncesi daha nesnel bir şekilde saptama imkanı olur.  Terapistinizin seans başladıktan sonra ilk yapacağı şey genel olarak o hafta daha öncekilere kıyasla kendinizi nasıl hissettiğinizi sormaktır. Daha sonra o seans için hangi konular üzerinde çalışmayı istediğinizi ve hafta içinde önemli bir olay olup olmadığı saptanarak konular belirlenir. Ardından bir önceki seansla şimdiki seans arasında bağlantı kurmak üzere geçen seansta sizin için önemli olan konunun ne olduğu hafta arasında kendi başınıza ne gibi uygulamalar yaptığınız ve terapiyle ilgili değişmesini istediğiniz bir şey olup olmadığı konuşulur.  

Daha sonra terapistinizle o gün için gündeme aldığınız konu ya da konular tartışılarak, sorun çözme ve sorun durumdaki düşünce ve inançlarınızın geçerliliği, tutarlılığı konuşulur. Aynı zamanda bu yolla yeni beceriler öğrenirsiniz.  Seans esnasında öğrendiğiniz şeyleri gelecek olan hafta içinde  en iyi biçimde nasıl kullanacağınızı konuştuktan sonra terapistiniz o günkü görüşmedeki önemli noktaları tekrar özetleyerek sizden geri bildirim ister: yani seansta size yararlı olan herhangi bir şey aldınız mı, faydası olmayan ya da rahatsız eden bir şey oldu mu, terapistin yanlış anladığı bir şey ya da değişmesini istediğiniz bir şey var mı bunları  terapistinize aktarırsınız.

 

Pratik bir takım zorunlu durumlar bir yana bırakıldığında (belli bir süreyle terapiye gelebilme imkanı gibi) terapinin ne kadar süreceği terapistle danışan tarafından birlikte verilir. Genellikle 2-3 seanstan sonra ilk seanslarda ortaya konulan amaçlara ne kadar sürede ulaşılabileceği konusunda terapistin kabaca bir fikri olur. Bazı danışanlar için 6-10 görüşme gibi çok kısa bir süre yeterli olabilir. Daha uzun süreli sorunları olan kimi danışanlar aylarca hatta bir yılı geçen bir süre boyunca terapide kalmayı seçebilirler. Danışanla başlangıçta, çok ağır bir kriz durumu söz konusu değilse haftada bir kez görüşülür. Kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar başlamaz seansların aralığı açılmaya başlar önce 15 günde bir daha sonra üç haftada bire doğru görüşmeler kademeli olarak seyrekleştirilir. Bu henüz terapide iken öğrenilen becerilerin gündelik hayat içinde uygulanarak denenmesi şansını verir. Terapi sona erdikten 3, 6 ve 12 ay sonra birer güçlendirme seansı yapılır.

 


Bilişsel Davranışçı Terapi ile birlikte ilaç tedavisinin birlikte yürümesi mümkündür. İlaç kullanılması gerektiğini düşündüğü durumda terapistiniz bu durumu size söyleyerek durumun avantajlarını ve dezavantajlarını sizinle tartışacaktır. Birçok durum hiç ilaç kullanmadan tedavi edilebileceği gibi sadece ilaç kullanımıyla geçen sorunlar söz konusu olabilir. Her iki tedavi türünün de etkili olduğu durumlarda tercih danışmaya gelen kişiye bağlıdır. Bazı durumlar genellikle iki tedavinin birlikte kullanımına daha iyi cevap verir.

 


Bunun bir yolu terapistinize psikoterapinize yardımcı olacak ne gibi kitaplar ve broşürler okuyabileceğinizi sormak ve bunları okumaktır. İkinci yapabileceğiniz şey her bir seansa dikkatli bir biçimde hazırlanarak gelmeniz, bir önceki seansla ilgili düşünmeniz, ve bir sonraki seansta neleri konuşmak istiyorsanız onu not etmenizdir. Terapiden elde edeceğiniz yararı arttırmanın üçüncü yolu terapi seansını gündelik yaşamınıza taşımanızdır. Bunu seansta olup bitenlerin kendiniz için bir özetini çıkararak yapabilirsiniz. Seansın sonunda o hafta için neler yapabileceğiniz bunları yaparken ne gibi güçlüklerle karşılaşabileceğiniz konusunda konuşabileceğiniz bir zaman bırakarak terapistinizin seans sona ermeden size bu konuda yardımcı olmasını sağlayabilirsiniz.

 

 

Birçok danışan eğer güvenerek ve inanarak seanslara devam eder ve seans dışı zamanlarda önerilen teknikleri her gün gündelik yaşamlarında kullanırlarsa 4-5 seans sonra belirtilerinde bir azalma farketmeye başlar. Aynı zamanda uygulanan psikolojik testlerde objektif olarak birkaç hafta içinde düşme gerçekleşir.

 ŞEMATERAPİ

 

Şema Nedir?

 

Şema kavramı, kişinin kendisini, diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı,değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar. Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir.Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar.Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve uyum bozucu şemalar için kullanılır.Örneğin, çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk kendisiyle ilgili bir “kusurluluk” algısı geliştirebilir ve yetişkinliğinde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir. Kusurluluk şemasına sahip birisi, beğenilmeyeceği düşüncesinden dolayı insanlardan uzak durabilir ya da beğenilmek için aşırı derecede çaba sarfedebilir. Tüm bu ve benzeri durumlar da kişinin hayatttan doyum almasına engel teşkil eder. Şemaların oluşmasına, temel insani ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilememesi sebep olur.Uygun şekilde giderilemeyen temel ihtiyacımızın ne olduğu geliştirecek olduğumuz şemayı belirler. Beğenilme, önemsenme, dikkate alınma gibi ihtiyaçlarını gideremeyen bir çocuk zamanla kusurluluk, sevilmezlik şeması geliştirebilir.

 

Şema Eylemleri

 

Şemalar organizmanın hayatta kalması için gerekli yapılardır. Bu nedenle işlevsel olan şemaların varlığını devam ettiren bazı davranışları vardır. Çevre ile uyum bozucu sonuçlara sahip olsa bile, tek bir şemanın doğruluğunun sorgulanması tüm sistemi etkiler. Bu nedenle şemanın geçerliliğini tehdit eden durumlarda, şema kendisini korumak için çeşitli eylemlerde bulunur. Şimdiye dek üç şema eylemi tespit edilmiştir: Teslim Olmak, Kaçınmak, Aşırı Telafi Etmek. Bu süreçler daha sonra şemayı güçlendiren uyum bozucu başa çıkma yöntemlerine dönüşürler. Bu eylemler çocuklukta uyumu sağlarlar ve psikoanalitik terimler olan direnç ve savunma mekanizmaları ile aynı anlama gelirler.

 

Şema Teslimi

 

Şema Teslimi, şemayı güçlendiren veya sürekli kılan düşünsel, davranışsal veya duygusal stratejileri kapsar (örn: şemayı destekleyen bilgiyi abartmak, şema ile uyumlu davranışlarda bulunmak). Örnek olarak Kusurluluk şeması olan bir kişinin eleştirel arkadaşları ile ilişkilerini sürdürebilmesini gösterebiliriz. Kusurluluk şeması, kişinin kendisine gelen eleştirilere katlanabilmesini sağlar. Ve kişinin eleştiri alması, kusurlu olduğuna ilişkin inancını pekiştirir.

 

Şema Kaçınması

 

Şemayı ve ilgili duyguları başlatmaktan kaçınmak için kişinin uygulamaya soktuğu bilişsel, davranışsal ve duygusal stratejilerdir. Kişinin şema ile ilgili düşünmekten veya ilgili durumlarla karşılaşmaktan kaçınır. Örneğin Başarısızlık şeması olan bir kişi, sonuçta “kötü” olarak değerlendirileceğine inandığı için projesi üzerinde çalışmaktan kaçınabilir. Ve böylece olumsuz bir değerlendirme ile karşılaşma şansını arttırır. Bu durum da tekrar şemayı güçlendirmeye yarar (Kendini doğrulayan kehanet).

 

Şema Telafisi

 

Şemayı aşırı bir şekilde telafi etmek için kişinin uygulamaya koyduğu davranış ve bilişlerdir; şemadan beklenebileceklerin tam tersi olarak ortaya çıkarlar. Şema Telafileri çocuğun ebeveynleri, kardeşleri ve akranlarının kötü davranışlarının verdiği acıyla başa çıkmak için erken dönemde geliştirdiği işlevsel girişimlerdir. Yetişkin yaşlarda ve daha sağlıklı ortamlarda Şema Telafi edici davranışlar işlevselliği bozucu hale gelir ve kişinin sıklıkla “iyi niyetle kötü sonuçlar almasına” neden olurlar. Aşırı telafiler sonuçta amaçlananın tam tersine neden olur ve şemanın sürdürülmesine yardım ederler. Örneğin Duygusal Yoksunluk şeması olan bir kişi aşırı miktarda ilgiye ihtiyaç duyabilir ama günlük yaşantısında diğer insanları kendinden kasıtlı olarak uzaklaştırabilir ve sonuçta kendisini daha da yalnız hisseder.

 

 

 

Kaynak:  sematerapi.org

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


EMDR TERAPİ


Halen bir çok ülkede binlerce terapist tarafından başarı ile kullanılmakta fakat ülkemizde görece az bilinmektedir. Bu standart yöntem, travmatik yaşantılara uğrama sonucunda genellikle bellekte dağınık bir biçimde kalan anıları birleştirme, gözden geçirme ve kişinin kendine verdiği değer duygusundaki azalmayı yeniden zihin süzgeçinden geçirme olanağını veren bir yaklaşımdır. Bu teknik psikodinamik ve davranışsal yöntemleri özgün biçimde birlikte kullanmaktadır. Ancak tüm bu yöntemlerden daha hızlı biçimde olumlu sonuç alınabilmektedir.

EMDR sırasında beynin bilateral olarak uyarılmasının niçin psikoterapiyi kolaylaştırdığı tam olarak bilinmemektedir. Ancak, tedavide asıl etkiyi yapanın göz hareketlerinden çok uygulanan görüşme protokolü olduğu düşünülebilir. Bilateral uyartının işlemi kolaylaştırıcı, inhibisyonları ve anksiyeteyi azaltıcı etkileri olduğu gözlenmektedir.

Günümüze dek EMDR nin etkinliği konusunda 13 tane kontrollü çalışma yapılmış ve travma sonrası stres bozukluklarında etkili bir yöntem olduğu anlaşılmıştır (1). 61 kontrollü tedavi çalışmasının incelendiği bir metaanaliz çalışmasında (2) 6 değişik teknik arasında EMDR ve davranış tedavisi eşit derecede etkili bulunmuş, fakat EMDR nin daha kısa sürede aynı tedavi sonucuna ulaştığı saptanmıştır.

Kimlere Uygulanır?

Travmatik yaşam deneyimlerine bağlı ruhsal bozukluklarda endikedir. Ancak bir ruhsal bozukluğun travmatik kökeni olup olmadığının saptanması konunun uzmanı olmayan için kolay değildir. Travma sonrası stres bozukluğu gibi açık ve tipik durumlar dışında bir çok kişi bu gibi yaşam deneyimlerini yol açtığı sıkıntı, utanç, suçluluk duygusu ve psikiyatristten çekinme gibi nedenlerle anlatmaktan kaçınır. Ya da onların travmatik deneyimler olarak iç dünyasında yarattığı etkinin tam olarak farkında değildir. 

Onun yerine klinik tabloya tedaviye dirençli depresyon, sınırda kişilik bozukluğu belirtileri, dissosiyatif bozukluk,bsomatizasyon, konversiyon bozukluğu, fobik bozukluk, panik nöbetleri,yeme bozukluğu, madde bağımlılığı, narsistik kişilik özellikleri, bağımlı kişilik özellikleri gibi çok çeşitli sendromlar egemen olur. Kimi zaman ise hipertansiyon, deri hastalıkları, kolit gibi psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar. Ancak bu tabloların arkasında travma kökeninin belirlenmesi özgül psikoterapiyi olanaklı kılar. 

Travmatik etken uzun yıllar önce gerçekleşmiş olabileceği gibi EMDR son bir kaç ay içersinde gerçekleşmiş olaylar nedeni ile koruyucu olarak da kullanılabilir. 

Bazı durumlarda EMDR uygulanmaz. Psikotik bozukluklar, organik beyin sendromu bunlar arasındadır. Hastanın travmatik olaylarla ilgili duygularına tahammül edemeyecek kadar zayıf ve instabil olması halinde de EMDR uygulanmaz. Heyecanlanmanın olumsuz etkisi nedeniyle instabil koroner kalb hastalığı, dekompanse hipertansiyon gibi durumlar sorun yaratabilir. Dekolman tehdidi gibi bazı göz hastalıklarında ardısıra göz hareketleri yapılması sakıncalı olabilir; ancak bu gibi kişilerde EMDR dokunsal ya da işitsel uyartılar kullanılarak yürütülebilir.

Travmatik Yaşantılar Nelerdir?

Bu gibi durumlar erişkinlik yaşamında karşılaşılan tekil olaylar olabileceği gibi (koca dayağı, aşağılanma, trafik kazası, deprem, fiziksel hastalık geçirme, savaş koşullarında bulunma vb.) daha karmaşık travmatik olaylar da olabilir: Çocukluk çağında dövülme, aşağılanma, cinsel tacize maruz kalma, ana baba arası geçimsizliğe tanık olma, anne ya da babanın hastalığına tanık olma gibi. Travmatik olayı kısa süre önce geçirmiş kişilerde de koruyucu amaçla kullanılabilir. Kişinin geçmişindeki travmatik olayların farkedilebilmesi için psikiyatristin bu gibi bilgileri dinlemeye açık olduğunu belli etmesi önemlidir. 

Çoğu kişi utanma, psikiyatristin katı muamelesinden çekinme, anlayış görmeyeceğini düşünme ya da yeniden travmatize olmaktan korkma gibi nedenlerle bu bilgileri ilk aşamada vermeyebilmektedir. Ancak psikiyatriste düzenli devam edildiğinde ve sabırla beklendiğinde hastanın güven duymaya başlamasına koşut olarak tedavide yararlı olabilecek bu gibi bilgiler paylaşılabilmektedir. 

Kim EMDR Tedavisini Uygulayabilir?

EMDR psikoterapist olan kişilerce uygulanabilir. Ancak Uluslararası EMDR Enstitüsü denetiminde yetkili enstitülerce verilmiş uygulamalı ve kuramsal kurslara katılım ve diploma alma gereklidir. Ayrıca, psikoterapist tedaviyi uyguladığı kişideki psikiyatrik bozukluk konusunda bilgili ve deneyimli olmalıdır. Özellikle dissosiyatif bozukluklar konuyu bilmeyen profesyoneller için EMDR tedavisi sırasında sorunlara yol açar.

Uygulama Nasıl Yapılmaktadır?

Çalışma genellikle 5-10 görüşme sürmektedir. Ancak 1-2 görüşme ile çarpıcı derecede iyi sonuçlar alındığı dahi görülmektedir. Tedavi sekiz evreden oluşur: Anamnez alma ve tedavinin planlanması, hastanın stabilize edilmesi ve hazırlanması, travmanın değerlendirilmesi, duyarsızlaştırma ve proses etme, olumlu düşünceyi pekiştirme, bedendeki duyuların gözden geçirilmesi, kapanış, ve kontrol muayeneleri. Bu sekiz evrenin hepsi yapılmadığında tedavi eksik kalabilir.

Yöntemin İşleme Biçimi

Her travmatik olay kişinin zihninde travmayla ilgili bir network oluşturur. Bu network anılar, düşünceler, duygular, ve çeşitli davranış eğilimlerinden oluştur. Psikoterapide bu networke nasıl nüfuz edileceği araştırılır. Bu network üzerinde EMDR tedavisi sırasında çalışılacak ve değişiklik yapılacaktır. 

Bu networke giriş için bir travmatik anı ele alınır. Bu anı kişinin gözönüne getirdiği bir sahne, bu sahne ile ilgili olumsuz bir düşünce (genellikle kişinin kendine verdiği değeri azaltan nitelikte bir düşüncedir) ve bedende hissedilen bir duygudan oluşur. 

Duyarsızlaştırma ve proses etme evresinde böyle bir anı zihne getirilir ve onunla ilgili çeşitli duygu parçacıkları ve anı parçacıkları uyandırılır. Görüşme sırasında her kısa bölümden sonra kişinin terapistin parmağını izlemesi yolu ile 15-20 kez iki yana bakması istenir. Bu bilateral uyartı verme işlemidir.İşitsel veya taktil uyartılarla da aynı işlem yapılabilir. Bunu izleyen dakikalarda kişinin zihninde enformasyon işleme sistemi bazı tepkiler üretir. 

Travmatik anı silikleşebilir, bir çağrışımlar dizisi ortaya çıkabilir (düşünce ya da imgeler üzerinden olabilir), bir duygu boşalması (abreaksiyon) oluşabilir . Anıların yoğun biçimde hücum etmesi ya da blokaj gibi süreci güçleştiren tepkiler de olabilir. Bütün bu süreçler sonrasında anının yol açtığı gerilim giderek zayıflar. Bu gerilim tamamen kalktıktan sonra anı ile ilgili olarak arzu edilen bir olumlu düşünce üzerinde çalışılır. Aynı prosedürü olumlu düşünce kalıbı üzerinde de tamamlanmasından sonra bedende hissedilen duygular taranır ve onlarla ilgili çağrışımlar da incelenir. 

Bu prosedür geçmişteki anılar, şimdiki ve gelecekteki olası durumlar için de yapılabilir. Genellikle, birkaç anı üzerinde çalışılması yeterli olmakta, bu sırada elde edilen iyilik hali jeneralize olmaktadır. Her görüşmenin ilk ve son bölümlerinde o gün ele alınan materyalle ilgili olarak hastayla tartışma yapılması yararlıdır. Böylece o gün elde edilen bilginin unutulması ya da zihinden silinmesi önlenmiş olur.