ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN

     “Küçük oğlum tam kırk beş dakika boyunca avaz avaz bağırdı ve ben onu nasıl susturacağımı bilmiyordum. Sonunda ben de ona bağırdım, “Ben de bazen senden nefret ediyorum!”

     “Oğlum iki yaşındaydı ve henüz bir bebek olan erkek kardeşinin yüzünü, iz bırakacak kadar kötü bir şekilde tırmalamıştı. Poposuna, sanırım beş defa kadar hızlıca vurdum. Sonra odadan çıktım, koridorun ortalarına kadar yürüdüm, sonra geri döndüm ve poposuna yeniden yaklaşık beş kere daha vurdum. Öyle bir bağırdım ki, ödü patladı.”

      Bunlar çocuklarımızı büyütürken yaşadığımız oldukça korkunç deneyimlerden sadece birkaçı, öyle değil mi? Bunlar bizim alt beyin deneyimleri olarak adlandırdığımız ve çocuklarımıza başkalarının söylemesine veya yapmasına asla izin vermeyeceğimiz şeyleri söyleyecek ve yapacak kadar kontrolden çıktığımız anları temsil etmektedir.

     Yukarıdaki itiraflar, bizim de şahsen tanıdığımız gerçek ebeveynlere aittir. Ve bu ebeveynlerin her birinin çocuk büyütme konusunda çok başarılı kişiler olduğunu öğrenmek sizi şaşırtabilir. Ama hepimiz gibi onların da zaman zaman sabrı tükenir ve sonradan pişman olacakları şeyler yapar ve söylerler.

     Ama şunu unutmayın: Çocuk büyütürken ebeveynlerin yaşadığı kriz anları, gelişme ve entegrasyon için açılan kapılardır. Bu anları kontrolü kaybettiğiniz zamanlarda, kendinizi hizaya getirirken çocuklarınıza bir model oluşturma fırsatları olarak değerlendirebilirsiniz. Sizin nasıl sakinleştiğinizi küçük gözler izlemektedir. Sizin eylemleriniz, güçlü duyguların yaşandığı ve sizin kafanızın tasının atmak üzere olduğu durumlarda iyi bir seçim yapıp yapmadığınızı gösteren birer örnek olacaktır.

    Öyleyse, alt beyniniz hakimiyeti ele aldığı ve kendinizi çıldıracak gibi hissettiğiniz vakit ne yapmalısınız? İlk yapacağınız iş, kimseye zarar vermemektir. Ağzınızı sıkı sıkı kapatın ve sonradan pişman olacağınız bir şey söylemekten kaçının. Ellerinizi arkanızda kavuşturun ve biriyle sert bir fiziksel temasta bulunmamaya çalışın. Bir alt beyin anı yaşıyorsanız, ne pahasına olursa olsun çocuğunuzu korumalısınız.

    İkincisi kendinizi olay yerinden uzaklaştırıp toparlamaya bakın. Özellikle de konu çocuğunuzun korunması olduğu vakit, bir mola almanızda sakınca yoktur. Sakinleşmek için bir mola almanız gerektiği ona söyleyin, böylece kendisini reddedilmiş hissetmez. Sonra, zaman zaman aptalca bir iş yapıyormuş gibi görünebilirsiniz. Ama “hareket ettir veya kaybet” tekniğini uygulayın. Durduğunuz yerde sıçrayıp hoplayın. Esnemek için birkaç yoga hareketi yapın. Yavaş ve derin nefesler alın. Amigdalanız sizin üst beyninizi kaçırıp götürdüğünde kaybettiğiniz kontrolü geri kazanmak için ne yapmak gerekiyorsa onu yapın. Sadece daha entegre bir konuma gelmekle kalmayacaksınız, onların da uygulayabileceği birtakım kendini dengeleme numaralarını öğreterek çocuklarınıza da örnek olacaksınız.

         Son olarak, ilişkinizi onarın. Sakinleşince ve kendinize daha hakim olduğunuzu hissedince hiç vakit geçirmeden çocuğunuzla tekrar bir bağ kurun. Sonra duygular ve ilişkiler bağlamında ne gibi hasarlar oluşmuşsa, onlarla ilgilenin. Bu, sadece bağışlayıcılığınızı ifade etmemizi değil, aynı zamanda af dilemenizi ve eylemlerinizle ilgili olarak sorumluluğu üzerinize almanızı da gerektirebilir. Bu adımı mümkün olduğunca süratle atmanız gerekir. Çocuğunuzla olan ilişkinizi ne kadar süratle kazanabilir ve aranızdaki ilişkilerden yeniden keyif almaya başlayabilirsiniz.

      Anıların hayatlarına (onlar fark etmeseler de) mücadele ettiği kişiler sadece çocuklar değildir. Aynı şey biz ebeveynlerin de başına gelir. Örtük anılar bizim de davranışlarımızı, duygularımızı, algılarımızı ve hatta fiziksel duygularımızı etkiler ve biz geçmişin üzerimizde şu anda yarattığı etkiden tamamen habersiz olabiliriz.

    İncelenmemiş (veya entegre edilmemiş) anılar sağlıklı ve ilişkilerle dolu bir hayat yaşamaya çalışan herhangi bir yetişkin için sürüyle sorun yaratır. Ama ebeveynler için bu örtük anılar, iki nedenden dolayı, özellikle tehlikelidir. Her şeyden önce, çocuklarımız çok küçük yaşlardan itibaren, biz farkında olmasak dahi, bizim korku duygularımızı veya stresli olduğumuzu veya kendimizi eksik hissettiğimizi fark ederler. Ve bir ebeveynin canı sıkkın olduğu vakit, bir çocuğun da sakin ve mutlu olması mümkün değildir. İkincisi, örtük anılar zaman zaman hiç istemediğimiz şekillerde tepki vermemizi tetikler. Başkaları ve kendi anne ve babamız tarafından dışlanmış, terk edilmiş ve bastırılmış olmanın yarattığı duygular, çocuklarımızla etkileşim içinde olduğumuz vakitler olgun, sevecen ve saygılı olmamızı engeller.

     Dolayısıyla çocuklarınıza kızdığınız vakit biraz fazla tepki gösterdiğinizi fark ettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: “Benim gösterdiğim bu tepki mantıklı mı?”

      Yanıtınız şöyle olabilir: “Evet. Bir yandan bebek ağlıyor, üç yaşındaki çocuğum az önce fırını mavi boyayla boyadı ve sekiz yaşındaki çocuğumun tek yaptığı da televizyonu açmak. Bir şeyleri pencereden dışarı fırlatmak istiyor olmam, mantıklı değil mi?”

    Yine de başka zamanlarda yanıtınız şöyle de olabilir: “Hayır, bu duygularım mantıklı değil. Kızımın bu gece benim değil de babasının ona kitap okumasını istemesinden alınmam için hiçbir neden yok. Bu kadar üzülmeme de hiç gerek yok.” Örtük belleğiniz konusunda öğrendiklerinizi temel alarak, bu duygunuzu olayı daha derinden görmek için bir fırsat olarak kullanabilirsiniz. Eğer davranışlarınızı açıklamakta güçlük çekiyorsanız veya haklı olduğunuzdan pek emin değilseniz, belki de kendinize “Burada neler olup bitiyor? Bu bana bir şey mi hatırlatıyor? Bu duygularım ve davranışlarım nereden kaynaklanıyor?” diye sormanın vakti gelmiştir.

     Örtük ve açık anılarınızı entegre ederek ve geçmişte yaşamış olduğunuz zor anların üzerine ışık tutarak, geçmişinizin çocuklarınızla olan ilişkilerinizi nasıl etkilediğini de anlayabilirsiniz. Karşılaştığınız sorunların sizin kendi ruh halinizi ve çocuklarınızın duygularını nasıl etkilediğine dikkat edebilirsiniz. Kendinizi yetersiz ve hüsrana uğramış gibi hissediyorsanız veya aşırı bir tepki içinde olduğunuzu düşünüyorsanız, bu duyguların ötesinde ne olduğunu araştırır ve bunların geçmişinizdeki bir olayla bağlantılı olup olmadığını keşfedersiniz. Sonra da bu geçmiş deneyimleri şimdiki zamana getirip onları hayat hikayenizin içine dokursunuz. Bunu yaptığınız vakit, dilediğiniz türde bir ebeveyn olmak için özgür kalırsınız ve çocuklarınızın da kendi hayatlarını anlamalarına yardımcı olursunuz.

      Akılgözlerinin ve kendi farkındalık çarklarının ne olduğunu anlamamaları ebeveynlere pek çok açıdan fayda sağlar. Şimdi birkaç dakikanızı ayırın ve ne demek istediğimizi kendiniz deneyimleyerek anlayın.

·         Öyle yorgunum ki. Bir saat daha uyumayı nasıl isterdim…

·         Cooper ailesi ile akşam yemeği yemek eğlenceli olacak ama nedense içimden oraya gitmek hiç gelmiyor.

·         Kendim için daha iyi şeyler yapmayı isterdim. Ama bugünlerde tek yapabildiğim, kendime ancak kitap okuyacak kadar zaman ayırabilmek.

·         Yorgun olduğumu söylemiş miydim?

      Tüm bu algı, imge, duygu ve düşünceler farkındalık çarkınızı çemberi üzerindeki noktalardır ve bunlar bir araya gelip sizin ruh halinizi belirler.

    Şimdi de bilinçli olarak dikkatinizi çarkın üzerindeki başka noktalara odakladığınızda ne olduğuna bir bakalım. Birkaç saniye ağırdan alın, sakinleşin ve kendinize şu soruları sorun:

·         Çocuğumun son sıralarda söylediği veya yaptığı hangi şey komik ve sevimliydi?

·         Zaman zaman inanılmaz derecede zor olsa da, bir ebeveyn olmayı gerçekten seviyor ve öyle olmanın tadına varıyor muyum?

·         Çocuğumun şu anki en favori tişörtü hangisi? Onun ilk ayakkabılarını hatırlıyor muyum?

·         On sekiz yaşına geldiğinde ve üniversiteye gitmek üzere bavullarını hazırladığında çocuğumu gözlerimin önüne getirebiliyor muyum?

    Kendinizi biraz farklı hissediyor musunuz? Ruh haliniz değişti mi?     Bunu başaran şey akılgözünüzdür. Kendi farkındalık çarkınızın göbeğindeyken, çemberin üzerindeki noktaları fark ettiniz ve dolayısıyla da yaşadıklarınızın farkındalığı içine girdiniz. Sonra dikkatinizin odak yerini değiştirdiniz ve diğer noktalara odaklandınız. Bunun sonucunda ruh haliniz tamamen değişti. İşte aklınızın gücü budur ve bu güç sizin çocuklarınızla iletişim tarzınızı ve onlarla ilgili hislerinizi kelimenin  tam anlamıyla ve temelden dönüştürebilmektedir

        Akılgözü pek çok açıdan müthiş bir pratiklik de sağlar. Örneğin, şu anda çocuklarınızdan birine en son ne vakit öfkelendiğinizi bir düşünün. Öyle bir öfkelenmiştiniz ki, neredeyse kontrolü kaybediyordunuz. Onun ne yaptığını ve sizin de nasıl bir kızgınlık duygusu içine girdiğinizi hatırlayın. Böyle zamanlarda, hissettiğiniz öfke farkındalık çarkınızın çemberi üzerinde bir kor gibi yanmaya başlar. Öyle şiddetli bir şekilde yanar ki, çocuklarınızla ilgili hislerinizi ve bilgilerinizi temsil eden diğer noktalar onun ışığında görünmez olur. Aslında siz dört yaşındaki çocuğunuzun dört yaşındaki normal her çocuk gibi davrandığını biliyordunuz; daha birkaç dakika önce kart oyunu oynarken onunla birlikte isterik bir şekilde kahkahalar atmıştınız; öfkelendiğiniz vakit çocuklarınızın kollarını yakalayıp sıkmayacağınıza dair söz vermiştiniz ve öfkenizi örnek bir şekilde ifade etme arzusuna sahiptiniz.

      Böyle bir durumda ne yapmalısınız? Evet, doğru tahmin ettiniz: Entegre olmalısınız. Akılgözünüzü kullanmalısınız. Nefesinize odaklanarak en azından aklınızın merkezine doğru bir yolculuk yapmaya başlayabilirsiniz. Eğer çarkın çemberi üzerindeki tek veya belki de birkaç noktanın esiri olmaktan kurtulmak istiyorsanız, bu atmanız gereken bir adımdır. Merkeze geldiğinizde, daha geniş bir bakış açısına sahip olabilir ve farkında olmanız gereken başka noktalar olduğunu anlayabilirsiniz. Gidip biraz su içebilir, bir mola verip biraz uzanabilir veya kendinize biraz toparlanmak için fırsat tanıyabilirsiniz. Dikkatinizi merkezde topladıktan hemen sonra, çocuğunuza göstereceğiniz tepkiyi seçmek ve eğer gerekiyorsa onunla olan ilişkinizi onarmak için kendinizi özgür hissettiğinizi göreceksiniz.

         Bir ebeveyn olarak sizin hayatınızdaki en önemli “biz”, çocuklarınızla paylaştığınız deneyimlerdir. Aranızdaki ilişkiler çocuğunuzun geleceğini önemli ölçüde belirleyecektir. Araştırmalar göstermiştir ki, ebeveynler çocuklarına onların beklentileri doğrultusunda ve tekrarlayan deneyimler yaşatıp, onların duygu ve ihtiyaçlarını göz ardı etmeden duyarlı yanıtlar verdikleri müddetçe, bu çocuklar sosyal, duygusal, ilişkisel ve hatta akademik açıdan başarılı olacaklardır. Çocukların ebeveynleri ile iyi ilişkiler içinde oldukları vakit daha başarılı oldukları bir sır olmamakla birlikte, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin nasıl oluştuğunu öğrenmek sizi şaşırtabilir. Bu ebeveynlerimizin bizi nasıl yetiştirdiğiyle veya çocuk yetiştirme konusunda okuduğumuz kitap sayısıyla ilgili olan bir durum değildir. Çocuklarımızla olan ilişkilerimizi ve çocuklarımızın gelecekteki başarısını en fazla etkileyen şeyler, kendi ebeveynlerimizle ne ölçüde anlamlı ilişkiler yaşadığımız ve çocuklarımıza karşı ne kadar duyarlı olduğumuzdur.

         Sonuçta her şey hayat hikayemize, yani kim olduğumuza bakıp bu kimliğe nasıl kavuştuğumuzu anlatırken söylediğimiz hikayeye gelip dayanmaktadır. Bu hikaye bizim geçmişimizle ilgili duygularımızı belirler, ( anne ve babamız gibi) bazı kişilerin neden belirli bir şekilde davrandığını anlamamızı sağlar ve yetişkinliğe doğru giden yolda bu olayların bizim gelişmemize nasıl bir katkısı olduğunu fark etmemize yardımcı olur. Eğer hayat hikayemiz tutarlıysa, geçmişimizin bizim kim olduğumuza ve neler yaptığımıza ne gibi katkıları olduğunu anlamışız demektir.

        İncelenmemiş ve anlaşılmamış bir hayat hikayesi bizi şimdiki zamanda kısıtlamakla kalmaz, aynı zamanda tepkisel ebeveynlik yapmamıza ve bizi hayatımızın ilk yıllarında olumsuz olarak etkileyen bu acı verici mirası çocuklarımıza geçirmemize neden olur. Örneğin, babanızın kötü bir çocukluk geçirmiş olduğunu farz edin. Belki de içinde yaşadığı ev duygusal anlamda bir çölden farksızdı, korktuğu  veya üzüldüğü vakit anne ve babası onu hiç rahatlatmamışlardı, belki de ona soğuk davranıyorlar, ondan uzak duruyorlar ve hayatın güçlüklerine karşı tek başına mücadele etmesini istiyorlardı. Anne ve babası ona ve duygularına dikkat etmemişlerse, o da pek çok yönden yaralanmış olarak büyüyecektir. Sonuç olarak, sizin bir çocuk olarak ihtiyacınız olan şeyleri verme yeteneği kısıtlanmış bir şekilde yetişkinliğe geçecektir. İçtenlikten ve ilişki kurabilme yeteneğinden yoksun olacaktır; sizin duygu ve ihtiyaçlarınıza yanıt vermekte zorlanacaktır, üzgün olduğunuz, korktuğunuz veya kendinizi yalnız hissettiğiniz vakit size “kendine gel” diye bağıracaktır. Bütün bunlar, kendisinin bile farkında olmadığı bazı örtük anıların etkisiyle gerçekleşmektedir. Bir yetişkin ve bir ebeveyn olduğunuzda siz de bu zararlı kalıpları kendi çocuklarınıza geçirme riski altında olacaksınız. İşte kötü haber budur.

                Çocuklarınızı, ebeveynlerinizin sizi yetiştirirken benimsediği tarzın tam tersi bir şekilde yetiştirme eğilimi içine girmeniz de mümkündür. Ama burada önemli olan, ebeveynlerinizle olan ilişkilerinizin sizi nasıl etkilediğini açık ve net bir şekilde gözden geçirmektir. Bunu yaparken, siz farkında bile olmadan sizi etkilemekte olan örtük anılarınızla baş etmeniz gerekecektir. Bazen bunu bir terapist eşliğinde yapmanız veya deneyimlerinizi bir arkadaşınızla paylaşmanız daha iyi olabilir. Duygusal hayatımızı, iyi veya kötü yönleriyle birlikte, ayna nöronlar ve örtük bellek kanalıyla olduğu gibi çocuklarımıza geçirdiğimiz için, hayat hikayenizi açığa çıkarmanız çok büyük bir önem taşır. Çocuklarımızın bizim deneyimlerimizden etkilendiğini hatırda tutarsak, acı ve tatlı olaylarla dolu olan kendi hikayelerimizi daha iyi anlama yolunda bize motivasyon veren güçlü bir içgörüden faydalanmış oluruz. Ondan sonra, çocuklarımızın ihtiyaçlarına ve onlardan gelen sinyallere uyum sağlayabilir ve onlarla güvenli bağlar, güçlü ve sağlıklı ilişkiler kurabiliriz.

Başarılı çocuklar

Çocuklarla güçlü bağ ilişkileri

Tutarlı bir hayat hikayesi              

Geçmiş hayatlarını açığa çıkaran ebeveynler

Araştırmalar mükemmelin epeyce altında bir çocukluk geçirmiş olan yetişkinlerin bile etkin ebeveynlik yapmakta ve sevildiklerini ve güvenli ilişkiler içinde olduklarını bilen çocuklar yetiştirmekte, en az aile hayatları tutarlı ve sevgi dolu olanlar kadar başarılı olabildiklerini göstermektedir. Hayat hikayeniz üzerinde çalışmaya başlamak için asla çok geç değildir ve bunu yaptığınız vakit çocuklarınızın da sizin ektiklerinizi biçeceklerini unutmayın.                       

        Şu hususun mümkün olduğu kadar açık ve net olması gerekir: Hayatın ilk yıllarında yaşananlar kader değildir. Geçmişinizi anlayarak, nesilden nesile geçme tehlikesi arz eden, acı ve güvensiz bağlarla dolu bir mirastan kendinizi kurtarabilir ve çocuklarınız için sevgi ve şefkat dolu bir gelecek bağışlamış olursunuz.

Yazının tamamı Bütün Beyinli Çocuk adlı kitaptan alınmıştır.

 BÜTÜN BEYİNLİ ÇOCUK, Daniel Siegel, Tina Payne Bryson